6 Haziran 2013 Perşembe

Direnmeye Gittim Gelecem


Ülkemiz olağan dışı bir durum yaşıyor , sivil halk sokaklarda ve heryerde .

Taksim Gezi Parkında başlayan  protesto ve direniş tüm yurda yayıldı ...

İktidar serhoşluğu  ve ben ne dersem o olacak tribi  çok fena patladı ...

Biz de Gezi Parkı'na direnişe gittik , geleceğiz :)

Selamlar

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Bir İSTİFA ve KOCAMAN bir teşekkür !


Oh be , rahatladık ( ! )

Nihayet ülke , içine sokulmaya çalışılan savaş , dağlardan sözüm ona inen gerilla , gölgesi para etmeyen (!) ağaçların kesilmesi , 1453 ‘ün yıl dönümünde temeli atılan 3. Köprü ile başlayacak doğa ve rant katliamı gibi sunni gündemlerden koparılıp , yılların kangreni olmuş KOCAMAN(!) bir sorundan kurtulmuş oldu . Vallahi ülkemizin başında ki "En büyük dert ve sorun " nihayet sonlandı . Ardında emeği olanlara binlerce kez teşekkürler (!) ... Acaba bu da anayasanın ilgili , geleceğimizi korumaya yönelik maddelerinden birine istinaden yapılmış olmasın ? Ama bence bu da yetmez , bu istifa kesmez , BÖYLELERİNİ oldu olacak TAMAMEN YASAKLAMALI (!)

İleri demokrasinin (!) gereği , kamu vicdanın sesi ve  çağdaş tepkisi (!) ile  kitlelerin talebi yerine geldi ; ebklenen oldu ve ülkenin bir numaralı sorunu nihayetlendi " AYKUT KOCAMAN istifa etti " Haydi hayırlı olsun !

Davul vurulsun , dernek kurulsun , kutlamalar başlasın (!) . Her ...'e bir tutam kına !
 
Azizler göreve ! Bundan sonra - Onun deyimiyle söylüyorum -   “ BU İKLİME UYGUN “ bir hoca getirsinler takımın başına ; Şöyle Fatih Terim mizaçlı , Ersun Yenal şıpsevdiliğinde , Ertuğrul Sağlam mentaliteli , Abdullah Avcı görünümlü , Yılmaz Vural dansözlüğünde , Tolunay Kafkas agresifliğinde , Hikmet Karaman kaypaklığında ....

Gelelim kişisel sadedimize : Doğru olan buydu ! İlk yarı sonunda istifasını geri alması ve devam etmesi  ne kadar doğru ise “ BU İKLİMDE “ eğer birşeyler değişmeyecek ise bir İNSAN olarak kalması ve devam edebilmesi o kadar ZORDU!  Bence “ DEĞERLERİN” değerlerinin anlaşılması söz konusu olmuyorsa , yok edilmeye çalışılan o ” DEĞER” , değerini “ KANIRTA KANIRTA “ kanıtlar , bundan sonra görüleceği gibi ! Tabi ki  görme vasfı , anlama ve analiz etme yetisi olanlarca ... Aykut KOCAMAN - eğer kendi ister ve yapmarsa  - daha çoook gelir bu ülkede hem göreve hem de gündeme ... Hep beraber göreceğiz ! Ama umarım bir daha kendisine bunca acı çektiremek zorunda kalacak birşeye EVET demez !

Aykut Kocaman’ı şahsen kutluyorum , özellikle başta futbol ve  spor kamuoyuna , ülke gündemine  hem dil  hem davranış  hemde duruşu ile  kattıkları için ve hepsinden önemlisi bir İNSAN olarak kalmayı başardığı ve bir İNSAN olarak davrandığı için teşekkür ediyorum  , bu nedenledir ki  bence kesinlikle doğru yaptı . Şimdi aylardır yıllardır bu günü bekleyenlerin zamanı...

Ayıp olacak ama tam da şöyle bunun izahı “ Şimdi AK G.T , KARA G.T belli olacak “

Aykut Kocaman bu ülkede bir yerlerde halen varlığını koruyanlar için hep KOCAMAN bir değer olarak kalacak ve kalmaya da devam edecektir ...

Yolun  açık olsun  !

Rahmetli Barış Manço’dan bir kıta ile SELAM OLSUN ! Haramilere !

İşte hendek işte deve ya atlarsın ya düşersin
Baktın olmaz vazgeçersin zordur almak bizden kızı
İşte halep işte arşın ya aşarsın ya biçersin
Baktın olmaz vazgeçersin zordur almak bizden kızı


 
 

14 Mayıs 2013 Salı

Masal

Bir varmış bir yokmuş ...
 
Uzak diyarlarda  bir yerde   bir çocuk varmış ,  zorlu koşullarda yetişen  , zorluklarla büyüyen , büyürken rol model ağbeylerini , hocalarını izleyen , izledikçe onların neler yaptığını gören ve bir nebzede uyanık bir çocukmuş bizim oğlan .  Birçok  çocuk gibi  zamanının çoğunu oyunlar oynayarak ve haylazlık ederek geçirmekten hoşlanırmış.  Daha küçükten okumaya , araştırmaya , yeniliklere karşı pek meraklı değilmiş .  Büyüklerin ona öğrettiklerinin yeterli olduğuna inanırmış . Ona anlatılan hikayeleri dinlemeyi, hikayelere kayıtsız şartsız inanmayı  düstür edinmiş kendine , ama daha çok  zengin ve güçlü gördüğü, öyle olduklarına inandığı büyüklerin anlattıklarını sevmiş ve  onlar gibi olmaya özenmiş durmuş hep ...
 
Her çocuk gibi mahallede arkadaşları varmış , mahalleleri şehrin tam ortasında olduğundan orta mahalle olarak anılır ve  orta  mahalle olduğu için de  tam bir kozmopolit yapıya sahipmiş ,  yolun karşısındaki zengin mahalledeki çocuklar , kendi mahallesindeki çocuklar , yukarı mahalledeki  sert ,disiplinli ve  kapalı düzen yaşayan çocuklar , arka mahalledeki sert çocuklar ve aşağı mahalledeki  curcunanın  çocukları  . Anlayacağınız bizim orta mahhale çocuğu herkesle oynamada , her yere ulaşmada , iletişim kurmada oldukça şanslıymış . Dolayısı ile  orta mahalle çocukları tüm mahallelerle etkileşim iletişim içinde olmuşlar oldum olası  , birbirleriyle sıkı fıkı ilişkileri olmuş  , zaman zaman dostluk,  zaman zaman da kavgalara ezelden beri tutuşur durularmış .  Arada alevlenen tüm tartışmalara rağmen bugüne dek önemli bir kavgaları olmamış . Ta ki ...
 
Kahramanımız çocukluğunun ilk yıllarında  içine kapanık bir çocukmuş , bu yıllar aile ve mahalle baskısı altında geçtiği için biraz gergin bir çocukmuş . Bu yüzden sinirli ve  asabi yapısı herkesçe bilinirmiş .  Kendi gibi olanlardan  , kendi gibi düşünenlerden hoşlanır , aksi durumda  şiddete başvurmaktan, onları dışlamaktan kaçınmazmış ; kısacası sevmezmiş kendi gibi olmayanları . Tahammül mü dediniz , tahammül hak getire !  Daha o doğmadan önceki zamanlardan kalma hikayelerde  kendilerine , kendi gibi olanlara karşı yapıldığına inandığı haksızıkların intikamını alma hırsındaymış , ama o yapılanların neler olduğunu araştırarak değil kulaktan duyma hikayelerle beslediği için kini hergeçen gün bilinçzsizce  büyüyormuş.  İlla da büyük bir adam olmak , herkesten intikam almak ve bütün mahallelerin tanıdığı saygı gösterdiği biri olmak istiyormuş , ne olursa olsun bunu yapacakmış ...
 
Yolun karşısındaki zengin çocuklarla da oyunlar oynar o mahalleye de gider ama  onların yanında  olmaktan hiç hoşlanmasa da  çaktırmadan vaziyeti  idare edermiş .  Karşı mahallenin zengin ve güçlü çocuklarının imkanlarından faydalandığı ve bu durum işine geldiği için sessiz kalır , aklının ermediği , hiç bilmediği, duymadığı  birçok konuda   bilgili olan ve planlar yapan bu çocukların güclerine gizli gizli hayranlık duyar amma vellakin sessizce bekler ve ona ne rol biçerlerse ; ne zaman söz verilerse o zaman konuşur ve haraket edermiş .  Onlarda bu heyecanlı ve  atak çocuğun özelliklerini iyi bilir ,  karşı mahallelerde sevmedikleri bir durum olunca bu çocuk sayesinde orta mahalle çocuklarını kullanırlarmış.
 
Günlerden birgün bizim çocuğa bir uçurtma hediye etmişler , pek sevinmiş bizimki buna koşarak mahalleye gelmiş ve  pek fırtınalı bir günde uçurtmayı  aşağı mahallenin üzerine doğru salmış . Uçurtmayı verneler pek tabiiki  hava şartlarını bildiklerinden , uçurtmanın nereye gideceğini biliyorlarmış.  Ne tesadüf  , aşağı mahalle çocukları da o esnada uçurtmalarını uçuruyorlarmış . Eh tabi bir rekabet var arada , kimin uçurtması daha alımlı daha yüksekte diye . Çocuklar o zamanlar  uçurtmalarının kenarına da jilet takarlarmış ,olur da birbirlerine değerlerse kessinler, bir diğerini düşürsünler  diye... Bilirsiniz mahalle savaşlarında da ilginç silahlar ve stretejiler herzaman geliştirilmiştir.  Ama gelin görünkü  o gün uçurtmasını aşağı mahallenin üzerine salan bizimkinin uçurtması aşağı mahalle cocuklarının uçurtmaların jiletlerine denk gelip kesilip düşmüş .
 
Düşüş o düşüş , bizimki başlamış feryat figan " Gitti ,gitti yepyeni uçurtmam ! " diye yana yıkıla ağlamaya sızlamaya ,  bir taraftan da karşı mahalleye doğru elini kolunu sallayarak hakaretler etmeye , dikleşmeye . " Uçurtmamı siz düşürdünüz , kasten kestiniz , sizin amacını zaten bizim mahalleye kötülük , bana kötülük ..." deyip durmaya ... Bu çılgın haykırışlar karşısında daha düne  kadar  hasbelkader aralarında sorun olmayan aşağı mahalle çocukları şaşkın şakın bakakalmışlar bizim oğlana ... " Hayırdır , ne oldu da dellendi bu çocuk  , durup duruken uçurtmasını saldı bizim mahallenin üstüne , hem kendi aranıyor hem de   niye sarıyor şimdi bize ? " diye  söylenmişler.
 
Bu arada yolun karşısındaki zengin mahallenin kabadayılarıda karışmış işe , uzun zamandır giremedikleri aşağı mahallededir çünkü gözleri ,  başlamışlar çaktırmadan bizimkini gazlamaya , aşağı mahallenin zaten çirkef olduğuna bütün mahalleleri kendilerine karşı fişeklediğine , dolduruşa getirdiğine , hatta çete savaşlarında gizli silahları olduğuna dair söylenceler türemeye başlamış ortalıkta ...
 
Kısa sürede ortalık karışmaya başlamış . Aşağı mahalle ile akrabalığı olan bir grup  bizim mahalle çocukları şaşkınca ortada kalmışlar .   Arka mahallenin bizim mahalleye sınır olan kısımlarındaki bir grup çocukla yıllardır süren husumet başa belayken şimdi birde aşağı mahalle ile hır gürün sonuçlarını düşünemez olmuşlar  . Yandık diye düşüne dursunlar bizim  oğlan zengin mahallesine daha sık gider olmuş .  Birgün gelip demiş ki kendi ekibine " Bundan böyle  arka mahalle ile yıllardır süren davayı bitiriyorum , geçmişte ve bunca süre ne olduysa oldu , zaten onların liderine de boşuna haksızlık ettik durduk , hem şimdi şu aşağı mahalle soysuzlarına ceza vermemiz lazım, bundan böyle aşağı mahalle yeni düşmanımızdır "  demiş .  Eski düşmanın dost, eski dostun yeni düşman olması , diğer çocuklar bu işe anlam vermeseler de , bu arkadaşlarının yanarlı dönerli tavrını bildikerinden , vardır bir bildiği deyip dediklerini onaylamışlar . 
 
İşler giderek ilginç bir hal almış , arka mahallenin ezeli düşmanları şimdi aşağı mahalleye doğru yol alırken , orta mahallenin çocukları daha düne kadar   iyi arkadaş oldukları aşağı mahalle çocukları ile  bir anda bir uçurtma bahanesiyle düşman oluvermişler . Kimse birşey anlamadan bu işler oluverirken  yolun karşısındaki   mahallenin zengin çocukları kıs kıs gülüp eğleniyorlarmış . Şunları birbirine düşürelimde varlıklarını ellerinden kolayca alıp def edelim hepsini buralardan diye ...
 
Hatta birgün bir yangın çıkmış orta mahallenin aşağı yamacında , herkes birbirini suçlamış işine geldiğince , kimin  kibriti temin ettiğini sanki bilmezcesine ...
 
Büyükler bile çocukların bu anlaşılmaz değişimlerine anlam verememişler .  Büyük bir tedirginlik tüm mahallelerin, yani tüm şehrin üzerini  kara bulutlar gibi kaplıyormuş...
 
Bu arada  mahallelerdeki çocukların toplanma noktalarında,arsalarda , salonlarda , oyun alanlarında hararetli bir  savaş hazırlığı  başlamış , kimse ne oluyor diye sormadan boyuna silah ve cephane hazırlamakla meşgulmüş , sapanlar , taşlar , sopalar, oklar , yaylar ...
 
Bu çocuklardan olmayan  bir grup başka çocuk  ve ailelerini de başka bir telaş almış ;  mahalleler arasında bir savaş çıkarsa,  bunun iki mahalleyi değil , tüm şehri , tüm çocukları,  tüm bireyleri  tamir edilemez şekilde etkileyeceği ve zarar vereceğine yönelik şüphe götürmez bir kaygıymış bu .
 
Savaş ile  kaba kuvvet ile, saldırma ve hakaret ile  hiçbirşeyin elde edilemeyeceği ; önemli olanın  savaşmak yerine , önce aklın ve bilginin ışığında  barışçı ve uzlaşmacı ,  hepsinden önemlisi herkesin birbirinin haklarına saygılı, insanca bir yaşamın hakim olduğu bir yapının biran önce hayata geçme yönünde çalışılması olmalıdır diyerek önlerine çıkana durumu anlatmaya çalışıyorlarmış...
 
Ve evlerinin balkonlarına astıkları siyah bezlerin üzerine  kırmızı  ya da  beyaz renklerle " mahalleler arası savaşa hayır" yazmışlar önceleri   sessiz bir tepki olarak . Bu mahalle bu şehir herkesindir  , bir grubun kendi hırsları uğruna  bunu bozması kabul edilemez, edilmemelidir de diyerek haklarını ararlar ,  güvercin resimleri çizerler duvarlara ... Naif tavırları ses bulmazsa elbette yapılacak başka şeylerde olmalı diye düşünürler, düşünüyorlar, düşünecekler ...
 





30 Nisan 2013 Salı

Mark ile sohbetler - 1


Giriş : Aylak Adam ve kankası Mark'ın muhabbetin belini kırdıkları durumlar serisi başlamıştır...
 
Sevgili Mark öncelikle senin icadın olan bu feysbukun sorunlarına gerçekten hastayım , hergün soruyorsun , durmadan sıkılmadan souyorsun ya gel o halde dertleşelim ...
 
Ne mi yapıyorum ?   Ulan ne yapayım , mal mal seyrediyorum işte akıp gidenleri , arada da herkes gibi tepkilerimi (!)buraya yazıyom işte . Yazdıkça da " oh" pek bir rahatlıyorum ! Valla helal olsun sana Mark , Sana soyadını kullanmadan Mark diye hitap edeceğim afına sığınarak , ne de olsa milyonlarca samimi arkadaşından biriyim , hatta bir süre sonra belki bir sıfaatta eklerim , sonuçta iyi ki icat ettin şu mereeti , keşfettiğimiz günden beri hepberaber cümbür cemaat müptelasıyız şerefsizim ! Hani kusura bakma biraz samimi olacam , her gün öyle hatır gönül mevzularına girince, insan samimi hissediyor , eh biraz millet olarakta sıcak kanlıyızıdır , bilmem bilir misin ?
 
A ha bak neler olmuş neler , neleri mi mal mal seyrediyorum ? Dur ben sana şöyle bir yarım saat içinde olanları bi sayıvereyim...
 
BİR OLMUŞ - "BİR MAYIS" geldi , geldi de ne oldu ? İşçi ya da emekçi hakkını ne ipleyen ne xxxleyen var ! Taksim köstebek yuvası kapalı bu sene , olsun varsın , Maksim de yıllardır kapalı kimsenin sesi çıkıyor mu ? Açık olan yerlerde olup bitecekleri ön görmek gayet kolay , heryerde biberli ayran içmek için bir savaş yaşanacak , yer bulunursa oralarda da işçi emekçi hakkı ve söylemlerini gölgede bırakacak başka açılımlar tezgah açacak , yeni anadillerin üstünlük kuracağı konuşma ve şarkılarla sözde özgürlüklerin hakim olacağı meydanlarda hopala hoppla halaylar çelkilecek , ara sokaklarda saklambaç ve koşturmaca oynanacak , herkesler pek bir mutlu mesut ve huzurlu ama pekte heyecanlı olacak . Zaten benim için bir mayıs dediğin şey , evdeki koltuğunda oturup televizyonu açıp gerine gerine kahvaltı yaparken , o kanal senin bu kanal benim dolanıp , elimde kumanda zaping yaparak en heyecanlı ve ateşli aksiyon sahnelerini kaçırmamak demek sevgili Mark (!) . BİR MAYIS diye abartılan şey ne ola ki , olsa olsa 30 Nisan ile 2 Mayıs arasına sıkışmış , incecik , dal gibi , bol biberli, bol sulu , bol acili zayıfça bir günden daha başka ne olabilir ki ! Yalnız biraz inatçı o kadar ! Sonuçta 2 mayıs günü tüm bu gün için yırtınan heyecanlı kitleleri ve onlara mal mal bakan evlerine kurulmuş aksiyon filmi izleyicileri yine dönüp dolaşıp patronların arabalarına ( ya da her neyineyse ! ) binmeyecekler mi ? Söyle bana Mark , binmeyecekeler mi ? Bu bizde ki bence tatilde yapılarak ağzımıza çalınan bir parça bal ama merdiven altı üretilen çakma bal !
 
İKİ OLMUŞ - Çok susamıştım , rüya görüyordum , rüyamda kana kana "ayran" içiyordum birden uyandım , çok serhoştum ! Aman allahım , kurtar beni bu kabustan diye yalvardım ! Senin rüya tabirleri konusunda bilgin varmıdır Mark ? Bu ne ola ki ? Evet şimdi de biraz "Ayran içtik ayrı düştük " sözü üzerine kazan kaynatalım :) Bu söz son bir kaç gündür bomba gibi gündeme geldi ve milli sloganımız oluverdi , kolanın dondurmanın ardında ezilen ayran , hiçbukadar popüler olmamıştı , sende uzmanlarına bir inceletirsen , feyzbukta son günlerde en çok bu kelimenin geçtiğini kolayca tespit edebilirsin, milletçe guruluyuz , darısı anası yoğurdun başına diyelim ve gelelim konumuza . Evet "Ayran içtik ayrı düştük " ancak ben ayrılıklara ayrıştırmalara karşı olduğum için ve ayrı düşmemek adına AYRAN içmeyi protesto ediyorum . Bak Mark seni en çok neden seviyorum biliyormusun ! Bilmiyorsan öğren , işte bunun için ! Saf saf bakma , ayran için değil , şu protesto ediyorum cümlesini yazıyorum ya , pek bir içim ferehlıyor ,sanki buz gibi bir güyüm Susurluk ayranını kana kana , lıkır lıkır içimiş kadar ferehlıyorum , hele bir de geğirdim mi üf ! Pek çok yaşa sen , nurol Mark kardeş !
 
ÜÇ OLMUŞ - Son günlerde bir acayiplik var sipor camiamizda da . Tekele alınmış bir başarının yarattığı imparatorluk çökme tehlikesi ile karşı karşıya ve zarar görecek diye büyük bir kaygı ve gerginlik yaşanıyor memleketin ve Avrupa'nın semalarında . Nedeni de Fenerim aslanlar gibi finale gidiyor , aslanlar gibi derken , daha önce gidenler öyle isimlendikleri için tabii , yoksa cik , cik gidiyor . Yalnız bu kocaman cik cik sesleri pek irite ediyor tabii hakim gücleri . Ufaka tefek ama kocaman bir adam , benzerlerine hiçbenzemez tavrıyla hem içeride hem de dışarıda daha geçen yıl tukaka edilen bir ölüyü kocaman bir zafere götürüyor . Ancak düşünmeye değil , güdülmeye , aklın ve bilimin hakimiyetine değil , kahramanlar yaratmaya meyilliyim ya bir türlü içime sindiremiyorum bunuda Mark ! Manyakmıyım ben acaba ne dersin , ben de sana soruyorum ? Biz babalara , paşalara , padişahlara ,fatihlere imparatorlara hastayız ya diyorum ki acaba bize bir haller mi oldu , nasıl oldu bu ? Bir de pilatin takmış bir adam da bu işi gördükçe ne düşünüyor acep , sen belki tanırsın bir sorsan diyorum Mark !
 
DÖRT OLMUŞ - Valla ben çok mutluyum Mark , mutluluktan dö(R)t (köşe) oldum desem yeridir . Bir haber aldıkta pek sevindik milletçe (!) Mehmet emmi tahliye olmuş , zaten böyle yüce bir emminin böyle yüce bir şahsiyetin daha fazla havasız kalmasına dayanamıyordum (!) , geleni gideni pek boldu kendisinin , ağırlamak için yeride pek uygun değildi zaten ! Birde içeride yer de açmak lazım , daha sağdan saysan , soldan saysan , düz saysan , nerden sayarsan saysan bir sürü bekleyenler var sırada , hatta daha yetmedi fazılı da saysan diyorum ...
 
BEŞ OLMUŞ - Bak bu da şahane(!) bir haber ; U. Mumcu davasında süre aşımına günler kalmış ..Oh be (!) ulan yıllardır bıktık bu klişe , modası geçmiş hep aynı davalardan , Sivas'tan sonra bundan da kurtuluyoruz . Şimdi daha popülerleri var daha renklileri var , hem reytingleri de çok düşüktü bunların ! Satmıyor be Mark kardeş , sen iyi bilirsin bu işleri ...
 
ALTI OLMUŞ - Hah bak şunun şahaneliğine bak : Eğitimde Kazakistan sistemine geçiyormuşuz ! Tabii ya , bunca yıldır garptan aldıkta ne oldu , sürüm sürüm süründük , esir olduk dersanelerin kucaklarına , zaten bizim bizden başka dostumuzda yok , e ! O halde bizden birilerine bakalım , eh bu kardeşlerde yaban sayılmaz , hem ilim nerdeyse oradan icabında söke sökede alırız alimallah ! Merak ettiğim ek derslerde kız öğrenciler için kazak örme , erkekler için kazak halkoyunları gibi şahane kazanımlarda olacak mı ? Bu kötü ve bxktan espri içinde özür dilerim Mark , ama senin de anlayabileceğin birşeyler söylemem gerektiğini düşündüm de ondan :)
 
YEDİ OLMUŞ - Bak şimdi, şu habere bir bak : Sayın kelimesi suç olmaktan çıkmış , yani öyle önüne gelene gidene bundan böyle rahatlıkla ifade edebilrimişsin , yaşasın tüm serbestlikler , zaten biz millet olarak pek sevmeyiz kısıtlamaları . Mark artık ben de sana " Sayın Mark" demek istiyorum ! , umarım sıkıntı yaratmaz !
 
SEKİZ OLMUŞ - Bu aralar bizim memlekete gelmeyi düşünürsen bu yaz mevsimini kaçırma derim , çünkü açık hava etkinliklerinin iptal olması gündemde Mark . Sebebi de ayranlar sıcakta ekşir diye ! Bu yüzden son sıcak yaz olabilir , ısrarla bekleriz , açık havada soğuk ayran şahane gider ! Ama yoksa da yok be Mark , banane ! Herşeyin derdi bizi mi gerdi , yarası olan gocunsun değil mi yani !
 
DOKUZ OLMUŞ - Herşey olup bitiyorda Mark , ençok herşeye karşı sessiz sedasız kalıp, sineye çekip , gık demeden razı gelip sayende aslan kesilmeyi pek çok seviyorum Sayın Mark , bu yüzden bilmeni isterim ki sana müteşekkirim , tüm benim gibi olanlar adına ... Çok yaşa Mark aga !
 
ON OLMUŞ - Yuh diyeceğim ama ayıp olacak be Mark ! Neden mi baksana bir dertleşelim dedik on oldu , eh toplam arkadaş sayın çarpı on dersek , sana yazık ! Bak acıdım , yoksa daha Tuvaletlere konulan HİS ( Hızlı İşeme Sistemi) 'den bahsedecektik , yaz geldi , herşey dahil tatilcilerden , akil insan varsa akil hayvanda var mıdır ? Varsa hayvanlar aleminin akilleri kimlerdir diyecektik , Ayrıca sörvayvıra katılıp yxvşxk olmadan sağlam kalmanın sırları üzerine fikirlerini almak isterdim mesela , "kızlarıda alın askere" şarkısından sonra , kızlarıda oynatın sahada isimli bir bestenin üzerinde çalışmak gerekliliğinden bahsedecektim , işler bittikten sonra adanın turizim açısından memlekete katkı sağlayıp sağlamayacağı üzerine görüşlerini almak isterdim , nostalji filmlerden bahsedecektik , mesela yılanların öcü ....
 
Evet evet daha çok konu vardı . Biliyorum , biliyorum , yetmez ama napalım şimdilik bu kadar be Markçım hadi bakalım sen şimdi ayranını iç ve mışıl mışıl uyu ! ...Afferin işte böyle ...
 

Nisan 2013

9 Nisan 2013 Salı

Yeşil Erik Mevsimi

Bu yazıyı  köyde birlikte yeşil erik aşırdığımız  Şükrü başta  tüm  
arkadaşlarıma ve  bahçelerinden  göz hakkı olarak erik aşırdığımız
bahçe sahiplerine ithaf ediyorum ...
Çok güzel günlerdi , şimdi yine yapmak isterdim... ( ŞS )


Benim için baharın çoşkusunun doruğa çıkışı ve yaza merhabanın en can alıcı  gerçeğidir yeşil eriklerin ağaç dallarında görünmesi ya da tezgahlara çıkışı .

Köydeki çocukluk yıllarımı anımsıyorum . Okulumuz da soba yanardı , kışın sonlarına odun bir türlü yetişmez ve biterdi bu yüzden hergün sırayla evlerimizden çocuk kucaklarımızla odun getirirdik soğuk sınıflarımızı ısıtabilmek  için . Şubatın sonu mart ayının ilk yarısı bizim oralarda da sert ve meşhur soğukları ile geçerdi .  Soğuktan ve okuldan sıkılmaya başladığımız günlerde  kış güneşi kendini göstermeye başladığında , karlar kalkmaya yüztuttuğuna  , hayvanlarımızın peşinden kırlara gittiğimizde önce çimenlerin arasında fışıkıran baharın ilk kır çiçeklerini görürdük.  Ardından uzun bir süredir kış uykusuna yatan ağaçların uyanışı başlardı . Bir sabah kalktığınızda aninden , neredeyse bir gecede  bahçenizdeki erik agacının gelinlik bir kız gibi beyaza büründüğünü gördüğümüzde içimizeki çoşku güvercini pır der havalanıverirdi . Sonra okula doğru uçarcasına kanatlanırdım tıpkı o güvercin gibi . Bilirdim ki  artık soğukların sonu , çoşkulu baharın başlangıcı ve yazın yakın olduğunu . Çünkü erik ağacımız  çiçeklenmiştir.

Sonra yeşillenir usul usul yapraklar o beyaz çiçekler arasında , hergün sabırsılıkla hatta yakından takip başlar , inceleriz onu bir bilim adamı titizliğinde .   Bu esnada  aniden soğuyan hatta zaman zaman düşen karda bizi üzerdi , bilirdik ki  bu ağacımıza ve yapacağı meyvelere zarar verecektir . Çocuk kalbimizle dua ederdik " noolur yağdırma kar Allahım , yoksa erikler çiçeklerini dökecek, mahrum bırakma bizi bundan ...  " diye .

Halen bu değişmedi , bu dev şehrin köşe bucağında gizlenmiş erik ağaçlarını ve çiçeklerini belki kimseler farketmez ama ben bugün bile hep aynı  coşku ve dikkatimle takip ederim , o baharın çoşkulu başlangıcı ve yaza çağıran doğanın çığlığıdır benim için, güvercin kanatlanıverir halen içimde  .  O dalların üzerinde minik minik oluşmaya başlayan erikleri büyümesini görmek , hele bir de çocukken yaptığımız gibi köyde ilk olgunlaşan ağaçları bilip,  göz hakkı niyetine binbir tehlikeyi de göze alarak aşırdığımız ilk erikleri yediğimiz an kışın tüm ağırlığı kalkardı üzerimizden . Şimdilerde de manav ya da marketlerin tezgahlarında  - alabileceğimiz makul fiyatla - ilk göründüğünde  alıp, yılın ilk yeşil eriğini yediğimde aynı coşkuyu yaşarım .

Bu yılki yeşil erik ritüelimi de dün akşam yaptım , yani 8 Nisan'da , geçen yıl 9 nisan , ondan önceki 14 nisan diye net olarak anımsadığımı söylersem sanırım içimdeki tarifsiz duyguyu anlatabilmiş olurum :)

İçimdeki güvercin çoşkuyla kanat çırpıyor , ağzında bir küçük yeşil erik dalıyla ...

Hoş geldin yeşil erik mevsimi ,  iyi ki geldin ...


Aylak Adam
Nisan 2013

Ve bir şiir ...


tabakta tepeleme erik
ama gözün
bahçedeki 
ağaçta yine de
yiyeceğinden değil
çocukluğunu arıyorsun üzerinde
bin yıl önce düşürdüğün
yitik!

İsmail Uyaroğlu -Fi





20 Mart 2013 Çarşamba

Ya okudum , ya gördüm ya duydum - Vol 1


ALINTLAR – mart 2013

Bir Anektod (*)

“ Yan binadaki anne , kapıyı çalımış olan oğluna diyafondan çarpım tablosunu soruyordu .  Çocukçağız da dayamış kafayı duvara yanıt veriyor: 72,49,64 ... Bilemezse  eve giriş  yok J  “ 

Bu yaratıcı ve eğlenceli anne çocuğu selamlıyorum , her türlü ortamdan eğlenecek birşeyler çıkarabilenleri de kutlamak gerekiyor .  Bu arada ben çocuğun tarafında olarak , sokakta biraz daha oynamak adına kasten yanlış cevap verme ihtimalini de saklı tuttuğunu düşünüyorum ya da  öyle olmasını arzu ediyorum  J
(*) Bu harika anektod için Barış Behramoğlu’na teşekkürler .

(**) Aşk ‘ın bu tarifini duydunu mu ?

“ Aşk; içimizde bir zenci mahallesi.”

(**) Alıntı : ucrenksanat.blogspot.com ‘dan  yazar: Kahverengi


“ Köyümüz papatya istilasına uğramış. Kayıtsız koşulsuz teslim olmayı öneriyorum.”

Facebook – Matematik Köyü – Şirince  Moderatörü



(***)BUKOWSKİ babadan seçmeler ...

En iyi okur , hangi okurdur ?

 “En iyi okur ve insan beni yokluğu ile ödüllendirendir.”

 28/8/1991

Para sorunu ?

“Para ancak iki şekilde sorun teşkil eder: çok fazla ya da çok azsa”

Hayat nedir ?

“Bir çiçeğin büyümesi bizi ne kadar kederlendiriyorsa, ölüm de o kadar kederlendirmeli. Korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır. İnsanlar hayatlarına saygı duymuyorlar, işiyorlar üstlerine, sıçıyorlar. Geri zekalılar. Tek düşündükleri düzüşmek, para ve düzüşmek. Hiç düşünmeden yutuverirler Tanrı'yı, hiç düşünmeden yutuverirler Vatan'ı. Çok geçmeden düşünme yeteneklerini yitirir, başkalarının onlar için düşünmelerine izin verirler. Pamuk beyinliler. Görünümleri çirkin, konuşma biçimleri çirkin, yürüyüşleri çirkin. Yüzyılların olağanüstü bestelerini çalın onlara, duymazlar. Çoğu insanın ölümü bir aldatmacadır. Ölecek bir şey kalmamıştır geriye.”

12/09/91 11:19




“Birisine size ne yapmanız gerektiğini söylemesi için para ödüyorsanız, kaybettiniz demektir.”
(***)Charles Bukowski  - Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi 'den alıntılanmıştır .

12 Mart 2013 Salı

Kitaplar uçuşuyor başımın üstünde

Bu yıla okuma konusunda fırtına gibi girdiğimi söylemeliyim .  İş yerimin değişmesi ve mecburen servis kullanma zorluğu bana neyse ki kitap okuma zamanı yaratmış oldu . 
Birde kızımın aile içi aylık kitap okuma kampanyası ile ( Mart için , Ben aylık 5 kitap , kızım 4, eşim 3 kitap şeklinde yaptığımız anlaşmada henüz 10 günde hedefi tutturmanın haklı gururunu yaşayarak ...)  ayrıca gaza gelmiş durumdayım .
Özellikle Sait Faik'e ve bazı Türk hikayecilere ve kısa romanlara odaklandım .  Üsküdar'ın yegane sahafı Kırk Ambar'da bir hazine benim için , onlara da bir selam çakalım ... O kitap raflarının içinde ve kokusunda dolaşmanın hazzını doyasıya hissederek ...
Sait Faik'in Havada Bulut'u , Son Kuşlar , Mahalle Kahvesi harika öyküleriyle beni alıp alıp götürdü , çocukluğuma , gençliğime , köye , Burgaz Ada'ya ... Sait Faik ile dolaştık sanki İstanbul'u , Beyoğlunu , arka sokakları , adaları ...
Abbas Sayar'ın " Anılarda Yumak Yumak" ında konuşturduğu harika filazof  Hakim Canan karakteri hem yaşamı hem söylemi ile  gerçekten çok etkileyiciydi ..
Calvino'yu saymıyorum , onun atalarıyla  uçuşup duruyorum , şu sıralar ağaçlara tünedik , harika bir hismiş hayata ağaçların tepesinden bakmak...
Uzun lafın kısası dostlar şu sıralar  başımın üstünde kitaplar uçuşup duruyor ,  bu harika hissi sizinle paylaşayım istedim . 
Ha bu arada bu yıl ki hedef   aylık en az  " 5 kitap "  ve  2013 sonunda 60 kitap ...
İyi uçuşlar bana ...
Siz de aynı dileklerle ...


"...
Kitaplar uçuşuyor başımın üstünde
Bir toz gibi savruluyorum sayfalar  arasında
Birden kolumdan Sait Faik tutup çekiyor
Burgaz Adasından ağların kokusunda rakı yudumluyorum şimdi ...

Ağaca Tüneyen Baron üzgün bakıyor ardımdan ,
Hakim Canan'ın son sözleri kullaklarımda hala..
Derken bir sayfa daha  kopuyor ,savruluyor rüzgarla
Kitaplar uçuşuyor başımın üstünde
..."

Aylak Adam
Mart 2013




" ...
Casimo birkaç kez kitapları için yağmura ve kemirgenlere karşı asma kitaplıklar yaptı ... Kitapları kuşlara benzetiyordu ve onları haraketsiz , kafese konmuş gibi görmek istemiyordu , eğer böyle yapmazsa üzüleceklerini söylüyordu ..."

Alıntı : İtalo Calvino- Ağaca Tüneyen Baron - YKY